İnce Sızım

, , , , 0 Comments


Mavi kuşlar atlasının son günleriydi. Küllerinden doğuşun resmiydi Anka kuşu iste yine. Altın tüyleri ışık saçıyordu, korku yayıyordu gündüzün mavisine. Soğuğuna da aldırmıyorduk gecenin karanlığında Ankara’ nın. Devrik cümlelerimizi yadırgamıyordu işte kuşlar. Ve Ankara soğuktu. Ilık olmamıştı hiçbir vakit. Hiçbir vakit böylesi üzgün olmamıştı da kuşlar. Ve gitti işte yine. 

Bir mavi kanatlı, tüylerinden altın saça döke uzaklaştı geldiği yöne. Ve bir tren garında, güneşin maviliğine emanet edildim bir pazar sonrası… Boynu bükükler sofrasında en uzun boylu ben olmuştum nihayet. Ne mutlu!

A benim kahve kokulu gözlerine vurulduğum, ince sızım... 

A benim bir yanı yanık öbür yanı karanlık, gönül hırsızım… 

Kim üzdü seni bu kadar. Kim kırdı ürkek yüreğini. Oysa daha anlatmamıştım sana. Daha bahsetmemiştim kendimden hiç. Abuk hallerimle tarumar etmemiştim hayallerini. Portakal rengi saçlarına öyle uzun uzun bakamamıştım da henüz. Öyle uzaktan seyre dalmıştım sadece seni ve ruhumun kelebek kanatlı garip hallerinde bulmuştum bendimi. Şimdi nerede ellerin diye aranıyorum kendi iklimimde. Dön bile diyemiyorum, hiç var olmayışına sesleniyorum... 

Tarık Saydırun

Pertevbey, şaşırtcı bir deneme yazarı aslında. O bir kahraman değilse de, söylediklerinde dinlenilesi öğütler saklı çoğu zaman.

0 yorum: